Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان نسخه چاپی ذخیره خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
کد خبر : 259321
تاریخ انتشار : 9/13/2019 11:37:00 AM
تعداد بازدید : 87

Muttakilerin Özellikleri (19)


 

Konu: Dünyaya kendilerini kaptırmazlar

 

 

Hamburg İslam Merkezi Başkanı ve İmamı

Hüccetül İslam Dr. Muhammed Hadi Müfettih

 

 

Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmeyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalplerimizin mahbubu, nefislerimizin munisi, günahlarımızın şefaatçisi ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya, Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile mücadele ve dava arkadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm Müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun

 

 

 

Muttakilerin 16. Fazileti: Dünyaya kendini kaptırmama

 

 

“Dünya onlara yönelmekte, ancak onlar dünyaya kendilerini kaptırmamaktalar. Dünya onları esaretine almak istedi, ancak onlar kendilerini dünyanın pencesinden kurtardılar.”

 

Daha önceki hutbelerimizde dünya, dünya sevgisi, dünyanın kulu ve kölesi olmak veya dünyaperestlık hakkında konuşmuştuk. Yerilen dünyanın yaşadığımız bu dünya olmadığını, veya dünya hayatı için çalışıp çabalamak ve dünyayı imar edip bayındır kılmak olmadığını söylemiştik. Yerilen dünyanın, dünyalık elde etmek için erdem ve faziletleri kurban etmek, Allah’ın kulluğundan uzaklaşıp, dünyaya kulluk derecesinde kendisini kaptırmak olduğunu, dünyanın geçici zevk ve lezzetlerini nihai amaç ve hedef görüp, böylesi bir yaklaşımla dünyaya sarılmanın yerilmiş olduğunu söylemiştik. Halife olarak yaratılan insanın hilafetinin bir boyutu da bu dünyayı mamur kılmaktır. Bu dünya ibadet yurdudur, ahiretin mezrasıdır. Bu dünyadaki ayet ve nişanelerle biz Rabbimizi tanımaktayız. Yine bu dünyanın sunduğu nimetlerle bir Rabbimize kulluk ve şükran borcumuzu yerine getirmekteyiz. Öyle ise kınanan ve yerilen dünya bu yer küresi yeşil dünya değil, yerilen husus bizi insaniyetten ve ubudiyetten uzaklaştıran dünya sevgimiz ve esaretimizdir. Konuyla ilgili olarak İmam Ali Hazretleri, İmam Hasan ve İmam Huseyin (a.s)’ lara yaptığı vasiyetnamesinde şöyle buyurmaktadır:

 

 

“Allah’tan korkmanızı, dünya sizi istese bile onu istememenizi vasiyet ederim. Ona ait bir şeye ulaşmadığınız veya kaybettiğiniz için üzülmeyin. Hakkı söyleyin; ahiret karşılığı için çalışın, zalime düşman, mazluma yardımcı olun.“

 

Bu mektupta, Kur’anı Kerim ve rivayetlerde zühd olarak ifade edilen, dini-irfani öğreti anlatılmaktadır. Hadid suresi 21-22 ayeti kerimede konuyla ilgili olarak şöyle denilmektedir: “Yeryüzünde ve kendi nefsinizde meydana gelen her musibet, ortaya çıkmadan önce muhakkak bir kıtapta yazılıdır. Kuşkusuz bu Allaha göre kolaydır. Bu elinizden çıkana üzülmemeniz ve size verilenen sevinmememniz içindir. Allah kendini beğenen ve övünen hiç kimseyi sevmez.“

 

 

İmam Ali hazretleri bu ayeti kerime ve zühdün hakikatı hakkında şöyle buyurmaktadır. “Zühdün tamamı Kur’anda iki kelimede açıklanmıştır. Bu elinizden çıkana üzülmemeniz ve size verilene sevinmemenizdir“ Kim geçmişe üzülmez ve geleceğe de sevinmezse, o zühdün her iki boyutuyla da donanmıştır. İnsan, malın gerçek sahibi değil de tasarruf hakkına sahip olduğuna kanaat hasıl ettiğinde ve Maliku‘l Mülkün her yönüyle Allah olduğunayürekten inandığında, kaybettiğinde gam yemez ve mahzun olmaz. Kazandığında da şımarmaz, azygınlık ve taşkınlık yerine Rabbine hamdu şükür eder.

 

 

Zühd nedir: Sade bir yaşam sürdürmek, şatafattan kaçınmak, dünyaya derin bir ilgiyle bağlanmamak, maneviyat ve ahiret için çabalamaktan ibarettir. İnsan olarak hepimizin sahiplendiğimiz şeylere karşı bir ilgi ve sevgimiz vardır. Ancak bu ilgi ve sevginin nereye kadar olması gerektiğinin bilincine sahiplenmek gerek. Aşırılık ve ifrata kaçmak bir çok günah ve hatalara mucib olur ve bir çok fazilet ve erdemden mahrumiyeti beraberinde getirir.

 

 

Sahip olduğumuz imkanları, maddi ve manevi varlığımızı hangi yolda ve nasıl kullanıyoruz. Rüşd ve tekamul için mi, yoksa şehvetimizi ve nefsi arzularımızı ahlaksızlığa sebebiyet verecek şekilde doyurmak için mi kullanıyoruz, önemli olan bu husustaki farkındalıktır. Çünkü kıyamette ömrümüzü nasıl ve ne şekilde kullandığımızdan sorulduktan sonra malımızı nasıl ve ne şekilde kazanıp nerde ve nasıl harcadığımızdan sorulmuş olacağız. Dünya sevgisinin tüm hataların başı olduğu gerçeğini hiç bir şekilde gözden kaçırmamak gerek. Dünya sevgisinin bir çok insanı tarih seyrinde ve günümüzde bildiği halde hak cephesini terkedip batılın yanında yer almasına sebebiyet vermiştir.

 

 

Zühd, mal, servet, makam ve mevkiden mahrum olmak demek değildir. Yani kişi sahip olduğu halde, kalben kendisini mal ve mevki, şan ve servete kaptırmıyorsa, bu durumda zühd anlam kazanmış olur. Mahrumiyet ve fakirlik yaşayanın zühdü fazla bir anlam ifade etmez. Kişi mala hakim olup, Allah’ın istediği şekilde tasarruf ediyorsa, zahidtir ve özgürlüğünü korumuştur. Bir başka ifadeyle; mal, makam ve serveti amaç değil, daha yüce bir amaç yani tekamul ve Allah rızasını tahsili için bir vesile olarak telakki ediyorsa, işin hakikatına mudriktir ve zahidtir.

 

 

Mevlana Celaleddini Rumi, yerilen dünyanıın ne olduğunu şu beyitlerde çok güzel bir şekilde ifade etmektedir.

Bu dünya zindan ve bizde tutuklular

Bu zindandan bir delik aç ve kendini kurtar

Dünya nedir? Allahtan gafil kalmak

Kumaş, gümüş, evlat ve eş demek değil

Din için mala sahiplenmiş olursan

Bu malı peygamber ne güzel mal nitelemiştir.

Su geminin içinde olursa geminin batmasına sebeptir.

Su geminin altında olursa, gemiye dayanaktır.

Mal ve mülk sevgisini kalbinden söküp atan suleyman

Kendisini bir fakirden başka bir şey olarak adlandırmadı.

 

 

Kısacası Mal ve mülk insanı Allahtan uzaklaştırıp gaflete götürüyorsa ve dinin emir ve vecibelerinin ihmaline sebebiyet veriyorsa bu kötüdür. Aksi takdirde salih bir mal olarak tanımlanmıştır. Yani insan Allah’ın verdiği imkanları, mal ve serveti pekala hem dünya ve hem de ahiret saadeti için kullanabilir. Mümin her daim kendisini Allah’a muhtaç bir fakir bilmeli ve sahip olduklarının kendisinden değil Allah’ın bir lütfü ve nimeti olduğu bilinciyle hareket etmelidir. Karun varlığı kendi ilmi ve gücünden bildi, azgınlık ve taşkınlık yaptı, Allah kendisini malıyla birlikte ibret olsun diye yere batırdı. Hayatlarının başında hidayet ve salah yolunda olup daha sonraları kendilerini dünyaya kaptırıp, helaket ve felakete maruz kalan insanların sayısı az değildir. Konuyla ilgili olarak İmam hazretleri Şıkşıkiye olarak bilinen Nehcu’l Belağenin 3. Hutbesinde şöyle diyor.

 

 

 

Derken halk sırtlanın boynundaki kıllar gibi (yoğun bir şekilde) her taraftan etrafıma üşüştü, neredeyse izdihamdan Hasan ve Hüseyin (a.s) ayaklar altında kalacaktı. İki tarafımda çizikler, yaralar oluştu. Bu hengâmede elbisem bile yırtıldı.[Koyunların ağıla üşüşmesi gibi çevreme toplandılar. Ama işi elime alınca bir bölük (Ayşe, Talha, Zübeyr ve yandaşları) hemen biatten döndü, ahdini bozdu. Başka bir bölük (Havaric/Hariciler) ok yaydan fırlar gibi fırladı, çıktı, öbürleri de (Muaviye ve yandaşları) zulme saptılar.

 

Sanki onlar her türlü noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah’ın “İşte ahiret yurdu, biz onu yeryüzünde yücelik ve bozgunculuk dilemeyenlere veririz ve akıbet takva sahiplerinindir.” (Kasas, 83) buyruğunu duymamışlardı! Evet, and olsun Allah’a elbette duydular ve anladılar da. Ama dünya gözlerine süslenmiş ve bezenmiş bir şekilde göründü, onun bezentisi, süsü hoş geldi onlara.“

 

 

Bu üç grup dünyaya kendini kaptıran, mal ve iktidar hırsının kendilerini İmam Ali karşıtı cephede yer almaya sürükleyen ve tarihe Peygamberin diliyle Nakisin, Qasitin ve Mariqin olarak geçen üç gruptur. (Dönekler, haktan sapanlar ve dinden çıkanlar) Bunlardan bazıları Resulullahın komutasında kılıç kullanmışlardı. Allah Resulünün ashabından ve İmam Ali‘nin yaranından sayılıyorlardı. Ancak adaletle karşılaşınca ve gayrımeşru maddi talepleri karşılanmayınca, İmama karşı haksız oldukları daha önce kendilerine bildirildiği halde kılıç çektiler. Halbuki karşısına çıktıkları ve dünyalık için kendisiyle savaştıkları İmam (a.s) ise bakın dünyayı ve hilafeti nasıl tanımlamaktadır:

 

 

Evet, tohumu yarana ve insanı yaratana and olsun ki eğer bu topluluk biat için toplanmasa, yarenler tarafından hüccet ikame edilmeseydi ve Allah zâlimlerin çatlayasıya doyarken, mazlumların açlıktan kırılması (mani olması) hususunda âlimlerden söz almasaydı hilafet devesinin yularını sırtına atar, terk ederdim. Hilafetin sonunu da ilk kâsesiyle suvarırdım (Daha önce peşinde koşmadığım gibi şimdi de peşinde koşmaz, onu hemen terk ederdim.) Sizler de biliyorsunuz ki şu dünyanızın değeri benim gözümde bir keçinin aksırığından daha değersizdir.”

 

Kur’an Kişi için Allah ve Allah Resulünden ve Allah yolunda mucadele vermekten daha önemli olan dünya sevgisi hakkında çok sert bir dille uyarıda bulunmaktadır. Tevbe suresi 24. Ayeti kerimede konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır:

 

De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah'tan, Resûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidayete erdirmez.“

 

Bir çok insanı haklı olarak tedirgin kılan bir hususta, farkına varmadan insanın kendisini dünayaya kaptırmasıdır. Çoğu zamanlar insanlar iyilik yaptıklarını, Allah rızası için çabaladıklarını zannederler ancak gittikleri yol hıcaza (Mekkeye) değil turkistana. Yani ters yönde hareket ediyorlar. Konuyla ilgili olarak Kehf suresı 105. Ayeti kerimede şöyle denilmektedir.

 

 

“De ki: "Size, iş ve davranışları bakımından en çok ziyana uğrayanları bildirelim mi?

Onlar, iyi yaptıklarını sandıkları halde, dünya hayatında çabaları boşa giden kimselerdir."

İşte onlar, rablerinin âyetlerini ve O’na kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa gitmiş olanlardır; bu sebeple biz kıyamet gününde onların (dünyadaki) amellerine değer vermeyiz.“

 

 

 


نظر شما



نمایش غیر عمومی
تصویر امنیتی :