Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان نسخه چاپی ذخیره خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
کد خبر : 259320
تاریخ انتشار : 9/13/2019 4:04:00 PM
تعداد بازدید : 77

Muttakilerin Özellikleri (18)

Konu: Allah ile Karlı Ticaret

 

Hamburg İslam Merkezi Başkanı ve İmamı

Hüccetül İslam Dr. Muhammed Hadi Müfettih

 

 

 

Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmeyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalplerimizin mahbubu, nefislerimizin munisi, günahlarımızın şefaatçisi ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya, Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile mücadele ve dava arkadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm Müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun

 

 

Muttakilerin Özellikleri: Allah ile Karlı Ticaret

Kısa bir kaç gün sabrettiler, akabinde uzun bir rahata kavuştular. Rableri onlara karlı bir ticaret müyesser kılmıştır.

 

İmamın ifadesiyle onların karlı ticareti, uzun ve ebedi bir rahatı elde etmek için dünyanın kısa süreli sorun, sıkıntı ve meşakkatine sabredip gerekli olan tahammülü göstermektir. İmamın bu beyanında bir kaç nokta dikkat ve teveccühe şayandır.

 

 

Dünya hayatının geçiciliği: İmamın bu konuda farklı söz ve beyanı mevcut bulunmaktadır. Bu cümleden: Dünyadan çekinmenizi tavsiye ediyorum. Çünkü dünya, (zahiri) tatlıdır; yemyeşildir (görünüşü güzeldir); özlemlerle kaplanmıştır; çabuk elde edilen fakat hemen geçip giden zevkleri için sevilir; dileklerle mamur olur, aldatmayla süslenir; fakat verdiği sevincin bekası yoktur; onun ansızın gelen musibetinden güvende olunmaz.[1]

 

 

 

Pek aldatan, çok zarar veren, yok olup biten, geçip giden, yiyip bitiren ve helak edendir. Onu isteyenler, onu elde etmeye razı olanlar, dileklerini elde etseler bile, noksan sıfatlardan arı ve yüce olan, şanı yüce Allah'ın, şu: "(Dünya yaşayışı) gökten yağdırdığımız yağmura benzer; yeryüzünün bitkilerini sular, bünyelerine girer de onları yeşertir, yetiştirir; derken bitkileri kurur, ufalanır, seller de onları savurur gider ve Allah'ın her şeye gücü yeter." buyruğundan öteye geçmez.[2]

 

 

Hiçbir sevinip gülen yoktur ki, ardından dünya onu kedere düşürmüş olmasın, ağlatmasın. Bolluğuyla bir karnı doyurursa, sonunda yokluğunu onun sırtına yükler. Onda bolluk getiren hiç bir yağmur yoktur ki bela bulutu onu izlemesin. Sabahleyin (birine) yardım ederse, akşamleyin artık onu tanımaz. Bir kimse için bir tarafı yutulması kolay, tatlı olursa, öbür yanı acı ve hastalık olur. Akşamleyin onda esenlik elbisesi giyen, korkulara düşerek sabahlamıştır.

Dünya aldatıcıdır, onda ne varsa hepsi de insanı aldatır. Fanidir, onda olanların hepsi de yok olur. Azıkları arasında günahlardan çekinmekten (takvadan) başka hiç bir şeyde hayır yoktur. Dünyadan az bir şeye razı olan, kendisini emniyete kavuşturacak çok şeyi kazanmaya yönelir. Ondan çok şey elde edenin elde ettiği ebedi olarak kalmaz ve çok çabuk elinden çıkıverir.[3]

 

 

Dünya, nice güvenenlerini ansızın gelen musibetlere düşürmüş ve nice inananlarını yere vurmuştur; nice ihtiyatlı insanları aldatmış ve nice büyükleri hor-hakir etmiştir; nice büyüklenenleri aç ve fakir kılmış ve nice taht ve taç sahiplerini yüz üstü düşürmüştür.

 

 

Dünyanın saltanatı zillettir; yaşayışı bulanıktır. Tatlı suyu, acı ve tuzludur; tadı dili damağı acıtır. Dirisi ölüme, sıhhatlisi hastalığa hedeftir; kuvvetli olanı yıkılmaya maruzdur. Malı-mülkü geçicidir. Azizi mağlup düşer, güvencede olanı zorluğa uğrar; ona sığınan yağmalanır. Bunları ise ölüm sekeratı ve iniltileri (can çekişmenin zorluğu) kıyametin dehşetleri ve adaletli bir hakimin karşısında durmak izler. “Kötülük edenleri, yaptıklarına karşılık cezalandırmak ve iyilik edenlere ise yaptıklarından daha iyi mükâfat vermek için.”

 

 

Sizler, sizden önce daha uzun ömür sürenlerin, eserleri daha açık kalanların, sizden daha hazırlıklı olanların, orduları ve inatları sizden daha çok olanların yurtlarında değil misiniz? Onlar da dünyaya taptılar, hem de nasıl taptılar? Dünyayı seçtiler, hem de nasıl seçtiler? Sonra da alçaklar içinde bu dünyadan göçüp gittiler. Peki, siz böyle (vefasız) bir dünyayı mı seçmektesiniz? Böyle bir dünyaya mı ihtiras ediyor, ona mı güveniyorsunuz?!

 

 

Yüce Allah buyuruyor ki: "Kim dünya hayatını ve süsünü dilerse onda yaptıklarının karşılığını tam olarak öderiz ve onlar bu hususta hiç bir zarara uğramazlar. Onlar öyle kişilerdir ki, onlara ahirette ancak ateş var, dünyada işledikleri işlerse boşa gitmiştir; zaten bütün işledikleri de boştur".[4] Bu dünya, ondan endişelenmeyin ve ondan korkmayan kimseler için, ne de kötü bir diyardır.

 

 

Bilin, bilirsiniz de, sizler onu bırakıp gideceksiniz. Dünya Yüce Allah'ın onu vasfettiği gibidir: "Bilin ki dünya hayatı, ancak bir oyundur, bir eğlencedir, bir bezentidir, aranızda bir övünmedir ve bir mal ve evlat çoğaltma gayretidir ancak."[5]

 

 

Her yüksek tepede, ihtiyacı olmaksızın bir yapı kurarak eğlenip duran, sağlam yapılar, kaleler yapıp ebedi kalacağını uman ve "kimdir bizden daha kuvvetli"[6]

 

diyen kimselerden ibret alın; yine ibret alın kendi gözünüzle görmüş olduğunuz kardeşlerinizden; nasıl onlar, davetsiz olarak omuzların üzerinde taşınarak kabirlerine indirildiler; misafir çağrılmadan mezarlarına kondular. Sığındıkları yerler kabir, kefenleri toprak oldu, kurumuş kemiklerle komşu oldular. Öyle komşu ki, çağırana cevap veremezler ve zulmün önünü alamazlar (düştükleri zilleti gideremezler); ne birinin ziyaretine gidebilirler, ne de hallerini, hatırlarını soran olur. Kinleri yatışmış, halim olmuş kişilerdir; hasedleri ölmüş, gaflet içindeler. Onların ne ansızın saldırılarından korkulur, ne de yardımları ümit edilir. Onlar asla dünyaya gelmemiş kimseler gibidirler; nitekim Yüce Allah: "İşte bu, o kimselerin evleridir ki, ölümlerinden sonra çok az bir zaman dışında hepsi bomboş kalmıştır. Onlara varis olanlar biziz."[7]buyurmuştur.

 

 

Yerin üstünü altıyla, genişliği daracık bir yerle, ehli-ayali gurbetle, ışığı karanlıkla değiştirmişlerdir. Yerden ayrıldıkları (topraktan yaratıldıkları,) gibi tekrar ayakları yalın, bedenleri çıplak oraya döndüler. Amelleriyle birlikte dünyadan, ebedi bir hayata göçtüler, orada mesken edindiler. Nitekim noksan sıfatlardan arı ve yüce olan Allah da şöyle buyurmuştur: "Önce nasıl yarattıysak, tekrar yaratacağız; bu vaadimizdir bizim ve gerçekten de yapacağız".[8]

 

 

 

Yaşamda Sabır: İmam Ali, Allah Resulünden sabrın çeşitleri ile ilgili olarak şu hadisi rivayet etmektedir: “Sabır üç çeşittir. Musibete karşı sabretmek, ibadet (itaat) üzerine sabır, Günaha karşı sabır.” [9] Muttaki insan bu her üç durum karşısında da Allaha tevekkül ederek sabır metanet ve direniş gösterirler.

 

İnsan için 3 türlü sabır vardır:

1-Sabretmek, Allah'ın mülkü olan kâinattaki tasarrufuna karşı çıkmadan başa gelen şeyleri gönül hoşnutluğu ile kabullenmektir.

 

2-Sabretmek, Allah'ın mülkü olan kâinattaki tasarrufuna karşı çıkmadan, başa gelen şeyleri gönül hoşnutluğu ile kabullenmektir. Sabırsızlık ise adeta bir itiraz ve başkaldırıdır. Allah'ın bir imtihan olarak verdiği sıkıntılara sabretmek bir kulluk görevidir.

 

3-Sabır, her türlü sıkıntı ve zorluğa katlanmak, insanın gönlüne hoş gelmeyen durumlarda telaş göstermeksizin dayanmasıdır. Bir felaket veya belâya uğrayanın, feryat etmeksizin sonunu bekleyip dayanması, sonuca ulaşmak için karşısına çıkan engelleri aşmasıdır.

 

İnsanoğlu bu dünyaya imtihan için gönderilmiştir. Bu imtihan sayesindedir ki yetenekleri gelişir ve böylece cennete, Allah'ın hoşnutluğuna ve O'nun cemâlini görmeye yeterli hale gelir. Bu yolda imtihan gereği zorluk ve sıkıntı aşamalarını geçmek ancak sabırla olur. Bunun için Allah mümin kullarını sabredenlerle, etmeyenlerin belli olması için mutlaka deneyeceğini bildirmiş, Sabredenleri müjdelemiş, kendisinin rıza ve hoşnutluğunun sabredenlerle beraber olduğunu haber vermiş, sabredenlerin sevabını hesapsız olarak vereceğini bildirmiştir.

 

 

Konuyla ilgili Kur'ân ayetlerinden bazıları şöyledir: "Sizi mutlaka imtihan edeceğiz, ta ki içinizden mücahede edenleri, sabır ve sebat gösterenleri ortaya çıkaracak ve gösterdiğiniz yararlılıkları imtihan meydanlarında örnek göstereceğiz." (Muhammed, 47/31)

 

"Biz mutlaka sizi biraz korku ile biraz açlık ile yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele!" (Bakara, 2/155)

 

Peygamber Efendimizin sabırla ilgili birçok aydınlatıcı müjde ve tavsiyeleri vardır. Bunlar özellikle Allah'ın kulunun sadakatini denediği ve cennetine alacağı mümin kulunu dünyada bela ve musibetlerle temizlediği onun için kulun sabretmesi gerektiği hususundadır:

"Müminin işi her yönüyle hayret vericidir. Zira işinin hepsi onun için hayırlıdır. Bu meziyet yalnız mümine özeldir. Zira o sevinirse şükreder. Bu ise O'nun için hayırdır. Başına bela gelirse sabreder. Bu da onun için hayırdır."

 

“Allah bir kimseye hayır dilerse, (adalet-i ilâhiye gereği o kimsenin günahlarını bağışlamak ve derecesini yükseltmek için) onu musibete uğratır."

"Bir Müslüman küçük bir dikenin veya ondan daha büyüğünün acısına maruz kalırsa Allah bu yüzden o Müslüman'ın yaptığı kötülükleri örter, Ağacın yaprakları döküldüğü gibi o Müslüman'ın günahları da öyle dökülür." (Riyazü's-Salihîn, 1/25-39)

 

Sabır, Allah'a tevekkülü, azmi, sağlam iradeyi ve kesin kararı gerektirir. Maddi ve manevi her türlü başarısını temelinde sabır taşı yatmaktadır. Onun içindir ki her türlü kurtuluşun anahtarı sabırdır. Sabreden zaferi elde eder.

 

 

 

Alimlerimiz kitaplarında hadiste geçen üç türlü sabır hakkında detaylıca konuşmuşlardır.

 

1. Mâsiyete (günahlara) karşı sabır: Mümin, günahların her türlü kışkırtıcı cazibesine karşı sabır gösterir ve günahlara girmemeye çalışır.

 

2. Musibete karşı sabır: Bu çeşit sabır, dünya hayatında başa gelen her türlü maddi manevi musibet ve belalara karşı yapılan sabırdır.

 

3. İbadet üzerine sabır: İbadetlerin zahiri olarak kişiye bir ağırlığı, külfeti vardır. (Her gün beş vakit namaz kılmak, kış günlerinde soğuk suyla abdest almak ve oruç tutmak)

Mümin bunlara karşı da sabır göstermeli ve cenneti kazanmalıdır. Oruç tutmakta. Hac yapmakta ve Sıratı mustakimde sağa sola sapmadan, yaşamın cazibelerine kapılmadan istikamet üzere hayatın sonuna kadar payidar kalmak sabır ister. Bunu da ancak muttaqiler gerçekleştirebilirler.

 

 

Ömür Sermayesiyle Karlı Ticaret. Kur’anı Kerimde karlı ticaret ve muteradifi olan başka kelimeler sıklıkla kullanılmıştır.

 

Allah-u Teâlâ kıyamete kadar gelecek olan müminlere hitap ederek, onları dünya ve ahiretteki en kârlı kazanca dâvet etmektedir.

 

Buyurur ki: “Ey iman edenler! Elem verici can yakıcı bir azaptan sizi kurtaracak bir ticaret yolunu göstereyim mi size?” (Saff: 10)

 

Bu soru teşvik için sorulmuştur. Bundan sonra Allah-u Teâlâ şöyle buyurarak bu ticareti açıklamıştır: “Allah’a ve Resul’üne imanda sebat eder, Allah yolunda mallarınızla canlarınızla cihad edersiniz.

 

Eğer bilirseniz bu sizin için çok daha hayırlıdır.” (Saff: 11)

 

Osman bin Ma’zun -radiyallahu anh-ın: “Yâ Resulellah! Allah katında hangi ticaretin daha sevimli olduğunu bilmek isterdim, ki o ticareti yapayım.” demesi üzerine bu Âyet-i kerime’ler nâzil olmuştur.

 

 

Ticaret; kişinin kazanç arzusu ile malını, emeğini ve her türlü kabiliyetini ortaya koyarak kâr elde etmesidir. Bu bakımdan iman ve Allah yolunda cihad etmek, ticarete benzetilmiştir. İnanan, malı ve canı ile cihad eden kimse; elem verici azaptan kurtulmak için, Allah katındaki büyük mükâfatı elde etmek için, sözde kalmamış, yapabileceğini yapmıştır. Maddi kazancını Allah yolunda sarfettiği için manevî kazanca dönüştürmüştür.

 

 

Bu çok kârlı ticaretin ilk uygulayıcıları Ashâb-ı kiram -radiyallahu anhüm- Hazerâtıdır. Onlar sadece iman etmekle kalmadılar, o imanın gereği olarak canlarıyla mallarıyla Allah ve Resul’ünün yolunda cihad ettiler.

 

 

Bu ticaretin asıl kârı ahirette görülecektir

“İşte bu takdirde Allah günahlarınızı bağışlar, sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere, Adn cennetlerindeki hoş ve güzel meskenlere yerleştirir.

 

İşte bu pek büyük bir kurtuluştur.” (Saff: 12)

Bu ticaret öyle büyük bir kazanç yoludur ki, artık ondan öte bir kazanç düşünülemez. Dünya ticareti ile kıyas bile edilemez.

 

 

Yaptığı ticaretten çok çok kâr eden bir kimse, etrafındaki insanlar tarafından parmakla gösterilir, herkes kendisine imrenir. Tasavvur edin ki günleri sayılı olan dünya hayatına karşılık ebedi ahiret hayatını kazanan kimsenin kârı ne ile kıyaslanabilir?

 

Diğer bir Âyet-i kerime’de şöyle buyuruluyor: “O halde yaptığınız bu hayırlı alış-verişten dolayı sevinin!” (Tevbe: 111)

 

Allah-u Teâlâ onlara ahirette lütfedeceği ecir ve sevabı beyan buyurduktan sonra, bu dünyada da büyük lütuflara ve fetihlere mazhar olacaklarını haber vermiştir: “Bundan başka, seveceğiniz bir şey daha var. Allah’tan bir yardım ve yakın bir fetih.

 

Müminleri müjdele!” (Saff: 13)

Ki bu da küffar beldelerini fethederek İslâm dairesine ilhak etmeleridir.

İşte bunlar ahiret nimetleri ile birleşen dünya nimetleridir.

Müminler asırlar boyunca bu müjdelere ermek için bütün gayret ve himmetlerini Allah yoluna sarfetmişlerdir. Fatır suresi 29 ve 30ç ayetlerde bu karlı ticaret konusunda Yüce mevla şöyle buyurmaktadır.

 

“Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı özenle kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için gizli açık harcayanlar, asla zararla sonuçlanmayacak bir ticaret umabilirler.”

 

 

“Zira Allah karşılıklarını tam olarak ödediği gibi lütfundan onlara fazlasını da verir. O çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını bol bol verir.”

 

 

Karlı ticaret hususunda Kur’anı Kerimde varolan ayetlerden biri de İmam Alinin fedakarlığı ile ilgilidir. Peygamberimiz hicret etmeden önceki gece, Mekke müşrikleri her kabileden bir genci seçerek Peygamberi yatağında öldürmeyi planlamışlardı. Bu plandan haberdar olan Peygamberimiz İmam Aliyi kendi, yatağına yatırtıp, kendisi gece Mekkeyi terkettiler. İmam canını ortaya koydu. Allah bu fedakarlığı kendisiyle ticaret olarak tanımlamaktadır. “İnsanlardan öylesi de var ki, Allah’ın rızasını elde etmek için canını satar (feda eder) Allah kullarına şefkatlidir.” (Bakara 207)

 

 

Kur’an küfür, nifak, dalalet ve kötülük yolunu seçen ve ömürlerini bu yolda harcayanlar için de ticaret ifadesini kullanmaktadır. “Onlar hiadayet karşılığında sapıklığı satan alanlardır. Sonuçta ticaretleri onlara bir kar sağlamamış ve doğru yolu da bulamamışlardır. (Bakara 14)

 

 

Kur’an bazen de zararlı ve kazbettiren tıcaret için hüsran kelimesini kullanmaktadır. “Göklerin ve yerin kilitleri onundur. Allahın ayetlerini yalanlıyanlar ise, İşte onlar ziyan (zarar) edenlerdir. (Zümer 63)

 

 

Yaşamlarını iman ve salih amel ile geçirmeyen tüm insanlar için de aynı ifadenin kullanıldığına tanık olmaktayız.

 

 

Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.

1- Asr´a yemin olsun ki,

2- insan mutlaka bir ziyandadır.

3- Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır.

 

Bazı kimseler Allah’ın Kur’anda ticaret, kar ve zarardan bahsedilmesini, Kur’anın nazil olduğu muhitin kültüründen etkilenme şeklinde yorumlamışlardır. Bu iddianın sahipleri Mekke halkının tümünün ticartle uğraşmasından dolayı Kur’an bir çok hususu ticari kalıplarla ifade etmektedir. Bu da Kur’anın indiği çoğrafyaya hakim kültür ve edebiyatın etkisinde kaldığı şeklinde iddialarda bulunmuşlardır. Bu iddialara vereceğimiz cevap şudur: Ticaret ve alış veriş Mekkeye münhasır olan bir şey değildi ve değildir, bütün insanlık sürekli olarak ticaretlerle mesgul olmaktalar. Ticaret hiç bir zaman belli bir bölgeyle sınırlı kalmamıştır. Ne Peygamber döneminde ve ne de Peygamberden önce ve sonra böylesi bir durum söz konusu olmamıştır. Peygamber on senede Medinede vahiy. Medine halkı genelde tarımla uğraşıyordu. Ancak Medinede de nazil olan bir çok ayette ticaret, kazanma ve kaybetme ifadeleri kullanılşmıştır. Eğer bölge edebiyat ve kültürünün etkisinde ayetlerin kavramları şekillenmiş olsaydı bu durumda daha fazla zirai kavramların ekme biçme ve saire kullanılmış olması gerekiyordu. Bu demek değildir ki ekme ve mahsul alma, bire yedi yetmiş ve ve daha fazlası gibi kavramlar kullanılmamıştır. Hayır bunlar da kullanılmıştır. Kur’an hayatın hakikatlerini tüm zaman ve zeminler de insanların anlıyabileceği bir dil ve kavramlarla izah etmektedir.

 

 

_______________________

 

[1]- Bu sözleri merhum Razi az bir farkla Nehc-ül Belağa'nın 109. hutbesinde nakletmiştir.

[2]- Kehf/44.

[3]- Nehc-ül Belağa'da: "Çok şey elde edense, kendisini helak edecek şey elde etmiştir" diye geçer.

[4]- Hud/15.

[5]- Hadid/20.

[6]- Fussilet/16.

[7]- Kasas/58.

[8]- Enbiya/104.

[9]- Kafi c.2. s 75

 


نظر شما



نمایش غیر عمومی
تصویر امنیتی :