Hamburg Islam Merkezi
Delicious facebook RSS ارسال به دوستان نسخه چاپی ذخیره خروجی XML خروجی متنی خروجی PDF
کد خبر : 259317
تاریخ انتشار : 9/13/2019 12:56:00 PM
تعداد بازدید : 88

Muttakilerin Özellikleri (16)


Konu: Muttakiler Dünyada Zahidane Yaşarlar

 

 

Hamburg İslam Merkezi Başkanı ve İmamı

Hüccetül İslam Dr. Muhammed Hadi Müfettih

 

 

Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmeyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalplerimizin mahbubu, nefislerimizin munisi, günahlarımızın şefaatçisi ve hastalıklarımızın tabibi sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya, Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehl-i Beyti ile mücadele ve dava arkadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm Müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun

 

 

 


Muttakilerin ihtiyaçları hafif, hayatları basittir

İmamın muttakiler ile ilgili hutbesinde onlar için zikrettiği sıfatların arasında dünyada zahid oluşları yani kalben dünyaya bağlanmamaları da yer almaktadır. Amelen çalışır kalben dünyadan mesafe alırlar. Dünya nimetlerinden uzaklaşmayı iki kategoride ele almamız mümkündür.

 

 

 

Birinci kategori: Dünyaya iştiyak ile birlikte bir zühd

Bu aşamada veya kategoride yer alan kimse dünyanın helal lezzetleri ve nimetlerinden feragat ettiği halde kalben dünyaya iştiyak duymaktadır. Bu aşamada kişi dünya ve nimetlerine duyduğu ilgi ve alakaya rağmen, daha yüce ve ülvi nimetlere kavuşmak için kanaat ve zühdü tercih etmektedir. İman ehli olan insanlar için bu üstün nimet Allah’ın rızası ve yakınlığıdır. Ancak iman ehli olmayan örneğin Hindu murtazlar, çilekeşler için ise zühd ve kanaatten hedef iradeyi güçlendirmek ve harikulade işler yapmaktır. Bu iki grup içinde, iki taraf söz konusudur, yani dünya ve lezzetleri ilahi aşka, Allah’ın rıyası ve ahiret. İkisi arasında bir mukayese ve muhasebe yapıp bir tarafı tercih etmek söz konusudur.

 

 

Tabiki dünya nimetlerinden yararlanılması konusunda kanaatkâr ve zahidane davranmak, israf ve savurganlıktan uzak durmak ahlaki bir erdemdir, güçlü bir irade ve kararlılık gerektirir. Çünkü insan tabiati itibarıyla fazlalık talibidir, terbiye ve tezkiye olunmamış olan insan nefsi hiç bir sınır ve hadd tanımak istemez. Peygamber Efendimiz bu insani haslet hakkında şöyle diyor: “Eğer Ademoğlu için bir vadi dolusu mal olsaydı, ikinci vadiyi isteyecekti, eğer iki vadi dolusu olsaydı üçüncüsünü talep etmiş olacaktı, Adem oğlunun karnını topraktan başka bir şey doldurmaz.” ( Sahih Muslim hadis 1048)

 

 

Sa’di Şirazi uzun arzu ve emelleri olan bir tüccarın hikayesini şu şekilde dillendirmektedir

Ğur(afganistan) diyarının ucra bir noktasında

Bir tüccarın katırından düştüğünü işittin mi?

Demişti, dünyayı seven insanın dar gözünü

Ya kanaat doldurur ya da mezar toprağı

 

 

Zühdün ikinci aşaması: Dünyaya ilgi duymadan zahidane yaşamak

Zühdün bu aşamasında mukayese ve muhasebe yapmak için iki taraf söz konusu değildir. Yani yüksek ve ulvi nimetlere ve lezzetlere varmak için dünya nimetleri ve lezzetlerinden yüz çevirmek söz konusu değildir. Bu aşamada bir taraf vardır o da Allah ve Allah’ın rızası.

 

 

Bazen oluyor ki renga reng lezzetli yemekler sunan bir lokantanın yanından geçtiğimizde, o yemeklere meyletmemiz ve iştahımızın kabarması pek ala mümkündür. Ancak oruçlu olmamız veya yemeklerin helal olmamasından dolayı, nefsimizle mucahede edip yemeklere karşı ilgisiz yani zahidane davranıp yemekten sarfınazar edebiliriz. Renga renk, lezzetli yemeklerden uzak durmak tabiki kararlılık ve direnç gerektirir. Ancak değersiz, basit, çör çöp nitelikli şeylerden feragat etmek ve ilgisiz davranmak, zahmet ve direnç gerektirmez, çünkü değer atfetmiyoruz.

 

 

Arif insanın nezdinde dünya ve Allah’ın nisbeti varlık ve yokluk, değerli ve değersiz gibi bir nisbettir. Takva ehl-i nezdinde dünya aldatıcı geçici bir metadır. Ebediyete nispeten pek bir değere haiz değildir. Arif insan için Liqaullah, Allah’ın rızası bırakın dünya ve dünya nimetleri, cennet nimetlerinin de pek fevkindedir. Yunus Emrenin ifadesiyle

 

Bana Seni Gerek Seni

Aşkın aldı benden beni, bana seni gerek seni

Ben yanarım dün ü günü, bana seni gerek seni


Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim

Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni


Aşkın aşıkları öldürür, aşk denizine daldırır

Tecelli ile doldurur, bana seni gerek seni


Aşkın şarabından içem, Mecnun olup dağa düşem

Sensin dün ü gün endişem, bana seni gerek seni


Sofilere sohbet gerek, Ahilere Ahret gerek

Mecnunlara Leyli gerek, bana seni gerek seni


Eğer beni öldüreler, külüm göğe savuralar

Toprağım anda çağıra, bana seni gerek seni


Cennet Cennet dedikleri birkaç köşkle birkaç huri

İsteyene ver sen anı, bana seni gerek seni


 

Muttakinin kalbinde Allah’tan başkası yoktur. Yani ağyarı ve namahremi kalpten silip temizlemiştir. Böylesi bir aşamaya ulaşmak için feraset ve derin basiret sahibi olmak gerek. Eşyanın hakikatını bizleri vakıf kılmasını Yüce Allahtan talep etmeliyiz. İmam Sadık Hazretleri de bu makam hakkında şöyle buyurmaktadır: “Allahu Ekberin anlamı nedir? Allah herşeyden büyüktür dedim. Başka bir şey varmıdır ki Allah ondan daha büyük olsun deyince; Yoktur dedim. Peki Allah neye göre daha büyüktür. Dedim, nitelenmekten (vasıflandırılmaktan) daha büyüktür dedim.” (Kafi c 1. S 118)

 

 

Kur’an dünyevi nimetlere aldanıp, gaflete saplanma konusunda bizleri uyarmakta ve dünya nimetlerinin napayidar ve geçiciliğini bizlere hatırlatmaktadır. Konuyla ilgili olarak Yunus suresi 24. Ayeti kerimede şöyle buyurmaktadır.

 

 

Dünya hayatı gökten indirdiğimiz bir su misalidir ki, insanların ve hayvanların yediği yer bitkileri o su sayesinde gürleşip birbirine girer. Yeryüzü bu güzelliğe kavuşup süslendiğinde ve sahipleri bu güzellikleri kendi güçlerine bağladıklarında oraya, bir gece vakti yahut güpegündüz emrimiz ulaşır da onu -sanki dün de yokmuş gibi- kökünden biçilmiş hale getiririz. Düşünenler için âyetlerimizi işte böyle açıklıyoruz.“

 

 

Kur’anın ifadesiyle takva ehli olan insanlar derin bir basiret ve ferasete sahiptirler.„Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız; O, size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah, büyük lütuf sahibidir.“ ( Enfal 29) Gözlerinden perde kalkmış olan hakikat bin gözler için dünya nimetleri deniz suyu üzerindeki köpük misalidir. Kerbela şehitleri Mevlana‘nın ifadesiyle böylesi hakikatbin bir bakışa sahiptiler.

 

 
Nerdesiniz ey ilahi şehitler
Kerbela ovasının belakeşleri
Nerdesiniz ey hafif ruhlu aşıklar
Kuşlardan daha rahat uçanlar
Bu dünyanın köpüğü olduğu denizdesiniz
Marifette bir hayli öndesiniz

 

 

 

 


نظر شما



نمایش غیر عمومی
تصویر امنیتی :