| Sabah | 05:27 |
| Gün doğuşu | 07:21 |
| Öğle | 12:33 |
| İkindi | 15:09 |
| Akşam | 18:12 |
| Yatsı | 19:13 |
| Gece yarısı | 23:35 |
Yorumlar: 0
Konuşmacı: Kadinların Aşura hareketine KatılımıHamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah RamazaniHamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu,nefislerimizin munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi Sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya, Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehli Beyti ile mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık cennetin anahtarı ve cehennem ateşine karşı ise koruyucu siperdir. İslam dininde insan olmaları açısından kadın erkek arasında hiç bir fark söz konusu değildir. Bu açıdan kadın-erkek aynı konuma ve mevkiye haiz bulunmaktalar. İnsanın insaniyeti ademoğlunun nefsine ve ruhuna dönmekte, bu ruh ise ne dişi ve ne de erkektir Yüce Allah Ahzab suresi 72. ayeti kerimede insanın sorumluluk kabul edip ilahi taahhütleri yerine getirmekle sahip olduğu yüce makama işaretle şöyle buyurmaktadır: ‘’Şüphesiz biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar bunu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korkuya kapıldılar. Onu insan yüklendi. Şüphesiz o çok zalim ve çok cahildir.’’ Evet Yüce Allah büyük emanetini insana sundu. İnsan hem erkek ve hem de kadına şamildir. Kur’anı Kerim insanın iman itaat, Allah’ın kulluğu, takva, insani olgunluk ve güzel hayat gibi hakiki makamlarından bahsettiği her yerde kadın ve erkeği eşit olarak nitelemiştir.. İslamın kadınlara bakışı sürekli olarak akılcı, mantıksal olumlu bir yaklaşım olagelmiştir. Kadınlar hakkında varolan yanlış ve sapma yaklaşımlara ise sürekli olarak karşı koymuş ve mücadele etmiştir. Kadınlara şefkat, sevgi ve merhamet gösterilmesin ve onlara iyilikle davranılmasını tavsiye eden rivayetler oldukça çoktur. Sevgili Peygamberimiz (s.a.a) konuyla ilgili olarak şöyle buyurmaktadır: ‘’En hayırlınız ehline karşı en iyi olanınızdır’’1 Yine bir başka hadislerinde ise şöyle buyurmuşlardır: ‘’ Kadınları kerim olan insandan başkası onurlandırmaz ve pest olan insandan başkası da onlara ihanet ve hakaret reva görmez.’’2 Yine bir başka hadislerinde ise şöyle buyurmaktadır: ‘’ Cebrail kadınlar konususuna sürekli olarak bana tavsiyede bulunuyordu nerdeyse bir kocanın eşine of demesinin caiz olmadığını zannedecektim’’4 Peygamber efendimiz başka bir hadisinde şöyle buyurmaktadır: Ben Fatimelerin ve Atikelerin çocuğuyum: yani onun büyük annelerinden bir çoğunun ismi ya Fatima veya Atika olmuştur: İnsanlık aleminin en büyük şahsiyeti kendisini tanıtırken bu kadınların isminden söz etmesi, kadının İslamdaki yüce makam ve konumunu yansıtmaktadır. Peygameber efendimiz ve Kur’anı Kerim bir kaç hanımdan dünyanın en üstün hanımefendileri olarak söz etmektedir. Bu kadınlar Hazreti Fatıma, hazreti Khatice, Hazreti Meryem ve Fravun”un eşi Asiyedirler. Bu da kadının kulluğun en yüksek aşamasına ulaşabileceğini ve Allah’ın mukarreb kullarından olabileceğini göstermektedir. Kur’an hazreti Meryem ve hazreti Asiyeyi hem mümin erkek ve hem de kadınlar için örnek bir kişilik olarak tanımlamaktadır. Bu da, İslami nebevi kültürde kadının imanı ve salih ameli ile, kadın ve erkek tüm müminler için tamam ayar bir örnek ve nümunei imtisal olabileceğini göstermektedir. İslam’ın ilk yıllarında Hazreti Peygamber defalarca kadınlardan Bey’at almıştır. Hicretten önce gerçekleşen ikinci Akabe bey’atında yetmiş kişilik heyet içerisinde kadınlar da mevcut bulunuyordu. Mekke’nin Fethi sırasında da Sevgili Peygamberimiz Kur’anın klavuzluğuyla resmen kadınlardan Bey’at almıştır. Şunu da hatırlatmak gerekir ki peygamberin kadınlardan almış olduğu Bey’at daha fazla ahlaki ve ailevi bir mahiyet taşımaktadır.Yani kadınların en önemli toplumsal vazifesi iffetlerini muhafaza etmek, çocuklarını terbiye etmek ve ailenın yapı ve bağlarını pekiştirip kuvvetlendirmektir. Bunun için kadınlar peygamberle yaptıkları bey’atlerinde Allah’a ortak koşmamayı, hırsızlık yapmamayı, zınaya yaklaşmamayı ve hayırlı işlerinde Peygambere muhalefet etmemeyi taahhut edinmekteler.’’5 Tabiki İslam kadınların muhtelif sosyal ve toplumsal alanlarda da aktif olmalarını önemle talep etmektedir. Allah’ın lütfü ve yardımıyla bugünkü hutbemde insanlık tarihinin en büyük dini islami ve insani hareketlerinden olan Aşura hareketinde kadınların ifa etmiş olduğu rol hakkında konuşmak istiyorum. Kuşkusuz Huseyni Aşurası tim fazilet ve erdemlerin canlandırılıp sahnelendiği bir harekettir. Bu hareket hakkında araştırma yapan herkes. Aşuranın tüm güzelliklerin ve hayırların özününün yansıtılmış olduğu bir nur cephesi olduğunu anlamış olacaktır. Bu harekette farklı dinler ve inançlara ait olan tüm kimseler için bir çok dersler ve ibretler mevcut bulunmaktadır. Bu büyük ilahi harekete katılan kimselerin sorumluluklarını en güzel bir şekilde yerine getirmiş oldukları bir gerçektir. Bu harekette hem gençler ve yaşlılar ve hem de kadınlar ve çocuklar bulunuyordu. Bu da bu kimslerin ilahi sorumlulukları ve mükellefiyetleri konusunda ne denli duyarlı ve mudrik olduğunu yansıtmaktadır. Bu kıyamın farklı yönleri ve boyutlarıyla ele alınıp incelenmesi lazım. Kadınların bu harekete katılımı, bu katılımın bilinçli ve duyarlıcasına bir katılım olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla bu hutbemizde kısaca da olsa kadınların katılmı ve fedakarlıklarına değinmeyi uygun bulduk. Belki bu vesileyle müslüman kadınlar kendi makam ve mevkilerinin ne denli yüce ve kutsi olduğunu daha iyi anlamış olurlar. Tarihin bize vermiş olduğu bilgilere göre çok sayıda kadın Aşura hareketine iştirak etmiştir. Onların ifa ettiği rol ise oldukça açık ve aşikardır. Kerbela hareketine iştirak eden kadınlardan bazıları İmam Ali (a.s)’ın evlatlarındandır. Bazıları da Haşim oğullarının çocuklarındandı ve diğer bir grupta Haşim oğullarının dışındandı. Zeyneb, Ummukulsum, Fatima, Safiye ve Ruqayya İmam Ali”nin kızlarıydı. Sukeyne ve Fatima ise İmam Huseyin (a.s)’ın kızlarıydı. İmam Hasanın oğlu Muhsin’in Annesi ve Muslim bin Aqilin kızı Atika. İmam Huseyinin hanımi Rubab ve Vehb bin Abdullah’ın annesi de Kerbelada hazır bulunan kadınlardandı.6 Hatırlatmak gerekir ki bu kadınlardan bazıları bu cümleden Abdullah kelbinin eşi Vehbin annesi Kerbelada şehit olan kadınlardandır. Bu kadınların her birisinin katılımı kendi yerindi büyük bir öneme haiz bulunmaktadır. Bu hareketin tüm aşamalarında varlığı ve ifa ettiği rol belirgin bir şekilde kendisini gösteren kadın kuşkusuz Hazreti Zeynebtir. Malumunuz olduğu üzere İslam açısından sosyal ve toplumsal sorumluluklar yanlızca erkeklerin uhdesine olan bir şey değildir. Kerbelada ki nümuneler bunun en bariz örneğini oluşturmaktadır. Çünkü bu hareketin her aşamasında kadınlar hazır ve olup bätenlere tanıktılar ve vazifelerin en güzel bir şekilde yerine getirdiler. Kadınların Kerbela hareketindeki katılimlarını bir kaç eksende beyan etmek mümkündür. 1-İmam Huseyin mesajını hedef ve maksadını açıklamak ve bu konuda insanları aydınlatmak. Kadınlar Kerbeladan ta Medineye kadar süren esaret yolculuğu boyunca Aşurada olup bitenleri anlatmak. Bu misyonu genellikle İmam Huseyin’in bacıları Zeynab ve Ummukulsum ile kızleri Fatima ve Sükeyne üstlenmişlerdi. Bu husus, kadınların Kerbeladaki varlıklarının en önemli cilvesini oluşturmaktadır. Çünkü Kerbela mesajını varolan şartlar ve engeller muvacehesinde kapsamlı ve dakik bir şekilde idrak etmek oldukça zordu. Bu önemli misyonu İmam Huseyin (a.s)’ın kervanında bulunan kadınlar olodukça güzel bir şekilde ifa ettiler. 2- Allah’ın ve Ehl-i Beytin düşmanlarının sebep oldukları musibetler, azar ve eziyetlerine ve kötü sözleri ve hakaretlerin tahammul direniş ve kararlılık göstermek. Bu kadınlar hem Aşuradan önce. Hem de Aşura günü ve hem de Aşuradan sonraki esaret günlerinde çokca çile ve acı çekip sabır ve sebat gösterdiler. Bunca musibet ve zorluklara ancak ilahi bir niyyet ve hedefle insan dayanıp mukavemet edebilir. Aksi takdirde bütün bunlara göğüs germek ve metanet göstermek mümkün olamıyacaktı. Allah’ın yardımı ve lütfü sayesinde bunlar bu kadar direnebildiler. 3-İslam dini zalimler karşısında doğruyu söylemeyi ve hakkı ifşa etmeyi en büyük ve önemli bir vazife ve sorumluluk olarak görmektedir. Bu mümin ve fedakar kadınlar nümunei imtisal olacak bir cesaret ve metanetle bu görevi yerine getirdiler. Örneğin İmam Ali’nin kızı Ummukulsum yetenekli bir hatip ve edip idi oldukça beliğ ve fasih konuşurdu. O esaret süresi boyunca sürekli olarak konuşmalarıyla yöneticilerin zulüm ve zorbalığını ifşa ediyordu. Esirler kervanını Kufeye getirdiklerinde bu saygıdeğer kadın kalalabalık bir gruba hitaben konuşma yapıp Kufe halkını İmam hazretlerine karşı tavır ve tutumları ve gösterdiği gevşeklik ve kusurdan dolayı sert bir dil ile kınadı. Esirler Kervanı Kufeye vardığında halk onları seyretmek için toplanmıştı. Bu durumu gören Ummukulsum onların üzerine bağırarak şöyle dedi: ‘’ Ey Kufe halkı Peygamberin harem ehli olanlara bu şekilde bakmanızdan dolayı Allah ve Peygamberinden utanmıyormusnuz:7 Bu direniş ve ifşa hareketinin bir diğer örneğini ise Peygamberin Ehl-i Beytine yapılan saygısızlık ve hicabın savunması konusunda Hazreti Zeynebin söylemiş olduklarıdır: Ey Yezid! Esir olarak bizleri bu şehirden şu şehire çekip götürmekle bize ihanet ve kendine ise onur kazandığını mı zannediyorsun.? Ey peygamberin Mekke fethinde Talakını verdiklerinin çocuğu: Bu adaletmidir ki kendi eşlerini ve kızlarını perdeler arkasında tutuyor fakat Peygamberin kızlarının elini kolunu bağlayıp. Saygısızlıkta bulunuyor. yüzelrini açıyor ve düşmanların emri altında şehirden şehire dolaştırıyorsun. Öyleki tüm şehir. köy, kale ve kasaba halkı uzaktan ve yakından onların yüzüne bakıp onları temaşa ediyor.’’8 4-İmam Huseyine yardımda bulunmak hakkı ve İslamı zalimlere ve fasıklara karşı savunmak için İmamın askerlerin teşvik etmekte bu kadınların yapmış olduğu bir diğer hizmettir. Ehl-i Beytin hanımları, Zuheyr bin Qin’in eşi ile Muslim bin Usece’nin eşi ve Khuli’nin eşi Ümmü Vehb bu tür savunmaları ve direnişleri sergileyen kadınlardır. Tarihte şöyle denilmektedir. Yezid’in ordusunun Kufe’nin Nukheyle bölgesinde topladığını ve hükumetin de halkı oraya çağırdığını gören Abdullah Kelbi kendisine şöyle dedi: Ben kafirlerle savaşta çok gayretli idim, kuşkusuz yezidilerle cihadın sevabı kafirlerle yapılan cihadın sevbından az değildir. Bunun için İmam Huseyine yardıma koşmaya karar aldı. Durumu eşine anlattı. Eşi dinledikten sonra onu takdir ve teşvik edip şöyle dedi: Senin bu düşüncen doğrudur. Sen hakikatı yakalamışsın ve senin elinden tutup sana klavuzluk eden Yüce Allahtır. Öyle ise beni de yanına alarak Huseyin (a.s)’ın yardımına koş. İkisi de Kerbelaya koşup orada şehadet şerbeti içtiler. 5-Aşuradan sonraki zor ve meşşakketli kriz dönemini idare etmek çok önemli bir vazife ve sorumluluk olarak kendisini gösteriyor: Hazreti Zeynebin Esirler kervanının başı olarak bu zaman kesitinde ifa etmiş olduğu rol daha belirgin ve dikkat çekicidir. O hazret çok zor ve hassas bir durumla karşı karşıyadır. Bir taraftan himayesi ve sığınağı olmayan esirlere ve bilhassa esir çocuklara bakmak ve onları kollayıp korumak zorundayken. Diğer yandan İslam düşmanlarının yapmış oldukları saygısızlık. Hakaret ve ihanetlere katlanmak ve bazen de cevap vermek durumundadır. O bu hassas dönemi çok güzel bir şekilde idare etmeyi başarmış oldu. Hazreti Zeyneb ilahi ve manevi destekle bu esaret dönemini insanların uyanışı ve hürriyet çağrılarını dillendirmeye başladığı bir aşamaya dönüştürmeyi ve böyelce büyük bir toplumsal hareket ve değişim oluşturmayı başardı. Böylece insanların çoğu yaptıklarından dolayı pişmanlık ve nedamet duymaya başladılar ve tevbekarlar hareketinin temelleri atılmış oldu. 6-Kadınlar esaret süresi boyunca müslüman bir kadına yakışır iffet. Vakar ve metaneti en güzel bir şekilde muhafaza ettiler ve kendi dini ve ibadi vazifelerini yerine getirmekte hiç bir kusur ve gevşeklik göstermediler. Onlar hem ilmi ve hem de ameli siretlerinde ( hal hareket ve davranışlarında) İslam şeriatına uygun bir şekilde hareket edip, Halkın dikkatlerini duygusal olarak ta harekete geçirip Kufe ve Şam halkını duygusal olarak harekete geçirip. bu hareketin farklı boyutlarını izah ederek bu hareketin önemli ders ve mesajlarını anlatıp halkı aydınlatmaya kalkıştılar. Bu ilahi hareket kervanının başını çeken Hazreti Zeynab (a.s) hem esaret günlerinde ve hem de ondan sonraki dönemde Aşuranın mesajını gelecek nesillere en güzel bir şekilde aktarmayı başarabildi. Hazreti Zeynab ilahi terbiye görmüş bir kadın olarak babasının hükumeti döneminde babasının izniyle kufe kadınlarına Kur’an ve tefsir dersi veriyordu. Kerbelada hazır bulunan bazı kufeliler belki de hazreti Zeynebin derslerin katılan eşleri veya diğer yakınlarının tahriki ve teşvikiyle İmamın yardımına koştular. Zeynab üstün bir fesahet ve belağet yeteneğine haiz idi. Öyleki halk onun hutbesini Kufede işittiklerinde. Zeynebi görmeyenler, bu sözlerin İmam Ali’nin sözleri olduğunu söylüyorlardı. O vahyin evinde eğitimini görmüş olan bir alimeydi. O İslami bir düşünür idi ve derin bilgi ve öğretilerle o zamanın İslam toplumunu uyandırmayı başardı. O büyük hadis ravilerindendir ve ondan hadis rivayet edilmiştir. İbadet, maneviyat, kulluk ve Allaha yakınlığında O değerli kadın öylesine yüksek bir makamda bulunuyordu ki zamanın İmamı Seyyiduş Şuheda İmam Huseyin hazretleri kendisinden O’nun için dua etmesini talep ediyor. İlahi sorumluluk ve vazife bilinci ve duyarlılığı açısından öyle bir aşamaya varmıştı ki, kendisine Kerbelayı nasıl gördün? diye sorulduğunda, cevaben şöyle dedi: ‘’Güzellikten başka bir şey görmedim’’ Böyle bir cevabı ancak marifetin en yüksek aşamasında bulunan ve Hakta fani olmuş ve kullukta ise keşif ve muşahede mertebesinde ulaşmış bir kimse verebilir. Bu büyük İslam hanımı çocuk terbiyesinde de çok büyük başarılar elde etmişti. Aile içi hususları en güzel bir şekilde idare ederek. Çocukların terbiye, tekamul ve tealisi için en güzel ortamı ve şartları oluşturmaya çaba harcıyordu. Hazreti Zeyneb babası için Zeyneb (babanın süsü) Anne için munis, kardeşler için bir aşık ve gönül ehli, eşi Abdullah bin Cafer için vefakar bir eş ve çocukları için şefkat ve sevgi küpüydü. O hedefi olan bir yolcuydu kendi anlam yüklü ilahi yolculuğunu kendisini Allah’a adamış olan bir kimse olarak tam bir sorumluluk ve taahhud ile sona erdirdi. Ve Kerbelanın mesajını en güzel ve kapsamlı bir şekilde insanlığa sunmuş oldu. Zeyneb olmasaydı Kerbela mesajı belki de insanlığa ve sonraki nesillere ulaşmıyacaktı. 1-Muhammed Bakır Meclisi, Bihar-ul Envar c 68 s 389 hadis no 47 2-Ebul Kasım Payende. Nehc-ul Fesahe s 472 hadis 152 3-Mirza Huseyin Nuri, Muşterek-ul Vesaıl c 14 s 252 hadis 16627 4-Bihar c 16 s103 hadis 40 5-Mumtehine 12 6-İmam Huseyin Hayatı, İmadza c 2, s 124 7-İmam Huseyin’in maqteli s 400 8-İmam Huseyin’in Hayatı c 3, s 378 |