Cuma 23. Şubat 2012 (Hamburg)
Sabah 05:27
Gün doğuşu 07:21
Öğle 12:33
İkindi 15:09
Akşam 18:12
Yatsı 19:13
Gece yarısı 23:35
Ana sayfa :: Cuma namazı :: 13.01.2012 - Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani
Yorumlar: 0
Konuşmacı: Kadinların Aşura hareketine Katılımı

Hamburg İslam Merkezi Başkanı Ayetullah Ramazani

Hamd Alemlerin Yüce Rabbi olan Allah’a olsun. Bizi doğru yola hidayet eden odur. Eğer O’nun hidayeti olmasaydı doğru yola gelmiyecektik. Ona iman ediyoruz. Ona güveniyoruz, Ona tevekkül ediyoruz, Ona ibadet ediyor ve Ondan yardım ve medet talebinde bulunuyoruz. Salat ve selam ise kalblerimizin mahbubu,nefislerimizin  munisi, günahlarımızın şefaatçısı ve hastalıklarımızın tabibi Sevgili Peygamberimiz Hatemul Enbiya,  Rahmetenlilalemin Hz. Muhammed Mustafa ile risaletinin ve ilminin varisi ve sünnetinin muhafızı olan mutahhar Ehli Beyti ile   mucadele ve dava arakadaşlarından seçkin Ashabının üzerine olsun. Allah’ın rahmeti ve bereketi ise tüm müslümanların ve bilhassa burada hazır bulunan muhterem bacılar ve değerli kardeşlerin üzerine olsun.
 Başta kendi nefsim olmak üzere hepinizi İlahi takvaya, Allah’ın emirlerine sarılmaya ve yasaklarından ise kaçınmaya davet ediyorum. Takva en iyi azık  cennetin anahtarı ve cehennem  ateşine  karşı  ise  koruyucu  siperdir.

İslam  dininde  insan olmaları açısından kadın erkek  arasında hiç bir  fark söz  konusu değildir. Bu açıdan kadın-erkek aynı  konuma  ve  mevkiye  haiz  bulunmaktalar. İnsanın  insaniyeti  ademoğlunun  nefsine  ve  ruhuna   dönmekte,  bu  ruh  ise  ne  dişi ve  ne de erkektir

Yüce  Allah  Ahzab  suresi  72.  ayeti  kerimede insanın sorumluluk  kabul edip  ilahi  taahhütleri  yerine  getirmekle  sahip olduğu  yüce  makama  işaretle  şöyle  buyurmaktadır:

‘’Şüphesiz  biz  emaneti  göklere, yere  ve  dağlara sunduk da onlar  bunu  yüklenmekten kaçındılar ve  ondan  korkuya  kapıldılar. Onu  insan  yüklendi. Şüphesiz  o  çok  zalim ve  çok  cahildir.’’ Evet  Yüce  Allah büyük  emanetini  insana  sundu. İnsan hem  erkek ve  hem de  kadına  şamildir. Kur’anı Kerim insanın  iman itaat, Allah’ın kulluğu,  takva, insani olgunluk ve  güzel  hayat  gibi  hakiki  makamlarından bahsettiği her  yerde kadın ve  erkeği  eşit  olarak  nitelemiştir..
İslamın  kadınlara  bakışı  sürekli  olarak   akılcı, mantıksal  olumlu  bir  yaklaşım  olagelmiştir. Kadınlar  hakkında varolan  yanlış ve sapma  yaklaşımlara    ise  sürekli  olarak  karşı  koymuş ve  mücadele  etmiştir. Kadınlara şefkat, sevgi ve  merhamet  gösterilmesin ve  onlara  iyilikle davranılmasını tavsiye eden rivayetler oldukça çoktur. Sevgili  Peygamberimiz (s.a.a) konuyla  ilgili  olarak şöyle  buyurmaktadır:  ‘’En hayırlınız  ehline  karşı en iyi  olanınızdır’’1 Yine  bir  başka  hadislerinde  ise  şöyle  buyurmuşlardır: ‘’ Kadınları kerim  olan insandan başkası  onurlandırmaz ve  pest  olan  insandan  başkası da onlara  ihanet ve  hakaret  reva  görmez.’’2  Yine  bir  başka  hadislerinde  ise  şöyle  buyurmaktadır: ‘’ Cebrail  kadınlar  konususuna  sürekli  olarak  bana  tavsiyede  bulunuyordu   nerdeyse  bir  kocanın   eşine  of demesinin  caiz  olmadığını  zannedecektim’’4

Peygamber  efendimiz  başka  bir  hadisinde şöyle  buyurmaktadır: Ben  Fatimelerin ve  Atikelerin çocuğuyum: yani  onun büyük annelerinden  bir  çoğunun ismi  ya  Fatima veya  Atika  olmuştur: İnsanlık aleminin en büyük  şahsiyeti  kendisini  tanıtırken  bu  kadınların  isminden söz etmesi,  kadının  İslamdaki  yüce  makam ve  konumunu  yansıtmaktadır.

Peygameber  efendimiz ve  Kur’anı  Kerim  bir  kaç  hanımdan  dünyanın en  üstün  hanımefendileri  olarak  söz etmektedir. Bu  kadınlar  Hazreti  Fatıma,  hazreti Khatice,  Hazreti Meryem ve  Fravun”un  eşi  Asiyedirler. Bu da  kadının  kulluğun en  yüksek  aşamasına  ulaşabileceğini ve  Allah’ın  mukarreb  kullarından olabileceğini  göstermektedir. Kur’an hazreti  Meryem ve  hazreti  Asiyeyi hem   mümin erkek ve  hem de  kadınlar  için  örnek  bir  kişilik  olarak  tanımlamaktadır. Bu da, İslami  nebevi  kültürde kadının imanı ve  salih ameli  ile,  kadın ve  erkek   tüm  müminler  için  tamam ayar  bir  örnek ve  nümunei  imtisal  olabileceğini  göstermektedir.

İslam’ın ilk  yıllarında  Hazreti  Peygamber defalarca kadınlardan Bey’at  almıştır. Hicretten önce gerçekleşen ikinci Akabe  bey’atında  yetmiş  kişilik  heyet içerisinde kadınlar da  mevcut  bulunuyordu. Mekke’nin  Fethi  sırasında da  Sevgili  Peygamberimiz Kur’anın  klavuzluğuyla  resmen  kadınlardan Bey’at  almıştır. Şunu da  hatırlatmak  gerekir ki  peygamberin  kadınlardan almış olduğu  Bey’at daha fazla ahlaki ve  ailevi  bir  mahiyet  taşımaktadır.Yani  kadınların en önemli toplumsal  vazifesi iffetlerini  muhafaza etmek, çocuklarını  terbiye  etmek ve  ailenın yapı ve  bağlarını  pekiştirip kuvvetlendirmektir. Bunun için kadınlar  peygamberle  yaptıkları  bey’atlerinde  Allah’a  ortak  koşmamayı, hırsızlık  yapmamayı, zınaya  yaklaşmamayı ve   hayırlı  işlerinde  Peygambere  muhalefet etmemeyi  taahhut edinmekteler.’’5 Tabiki  İslam  kadınların   muhtelif  sosyal ve  toplumsal alanlarda  da  aktif olmalarını  önemle  talep  etmektedir.

Allah’ın  lütfü  ve  yardımıyla  bugünkü  hutbemde  insanlık  tarihinin  en  büyük dini  islami ve  insani hareketlerinden  olan   Aşura   hareketinde  kadınların  ifa  etmiş  olduğu  rol  hakkında  konuşmak  istiyorum. Kuşkusuz  Huseyni  Aşurası tim  fazilet ve  erdemlerin  canlandırılıp  sahnelendiği  bir  harekettir. Bu  hareket  hakkında    araştırma  yapan  herkes. Aşuranın  tüm güzelliklerin ve  hayırların  özününün  yansıtılmış  olduğu  bir  nur  cephesi  olduğunu  anlamış  olacaktır. Bu harekette farklı  dinler ve  inançlara  ait  olan tüm  kimseler için  bir  çok  dersler  ve  ibretler  mevcut  bulunmaktadır.

Bu  büyük  ilahi  harekete  katılan kimselerin  sorumluluklarını  en güzel  bir  şekilde  yerine  getirmiş oldukları  bir  gerçektir. Bu  harekette  hem  gençler ve  yaşlılar ve  hem de  kadınlar ve  çocuklar  bulunuyordu.  Bu da  bu  kimslerin ilahi  sorumlulukları ve  mükellefiyetleri  konusunda  ne denli  duyarlı ve  mudrik  olduğunu  yansıtmaktadır.  Bu  kıyamın  farklı  yönleri ve boyutlarıyla  ele  alınıp  incelenmesi  lazım. Kadınların  bu  harekete  katılımı, bu  katılımın bilinçli ve   duyarlıcasına  bir  katılım  olduğunu  göstermektedir. Dolayısıyla  bu  hutbemizde  kısaca da  olsa  kadınların  katılmı ve   fedakarlıklarına    değinmeyi  uygun  bulduk. Belki  bu  vesileyle   müslüman  kadınlar  kendi  makam ve  mevkilerinin  ne  denli   yüce ve  kutsi  olduğunu  daha  iyi  anlamış  olurlar.

Tarihin  bize  vermiş  olduğu  bilgilere  göre  çok  sayıda kadın  Aşura  hareketine iştirak  etmiştir. Onların  ifa  ettiği  rol  ise  oldukça  açık ve  aşikardır. Kerbela  hareketine  iştirak eden  kadınlardan  bazıları  İmam  Ali (a.s)’ın evlatlarındandır. Bazıları da  Haşim  oğullarının   çocuklarındandı ve  diğer  bir  grupta Haşim oğullarının dışındandı. Zeyneb, Ummukulsum, Fatima, Safiye ve  Ruqayya  İmam  Ali”nin  kızlarıydı. Sukeyne ve  Fatima  ise  İmam Huseyin (a.s)’ın  kızlarıydı. İmam Hasanın  oğlu  Muhsin’in Annesi  ve  Muslim  bin  Aqilin kızı Atika. İmam  Huseyinin  hanımi  Rubab ve  Vehb  bin  Abdullah’ın annesi de  Kerbelada hazır  bulunan kadınlardandı.6  Hatırlatmak  gerekir ki bu kadınlardan  bazıları  bu cümleden Abdullah  kelbinin  eşi  Vehbin  annesi Kerbelada  şehit  olan   kadınlardandır. Bu  kadınların  her  birisinin katılımı kendi  yerindi  büyük  bir  öneme  haiz  bulunmaktadır. Bu   hareketin  tüm aşamalarında  varlığı ve  ifa  ettiği  rol belirgin  bir  şekilde  kendisini  gösteren kadın  kuşkusuz  Hazreti   Zeynebtir.

Malumunuz  olduğu üzere İslam açısından  sosyal ve  toplumsal  sorumluluklar yanlızca  erkeklerin  uhdesine  olan  bir  şey  değildir. Kerbelada ki  nümuneler  bunun  en  bariz  örneğini  oluşturmaktadır. Çünkü bu hareketin  her  aşamasında kadınlar   hazır ve  olup  bätenlere tanıktılar ve   vazifelerin  en güzel  bir  şekilde  yerine  getirdiler.

Kadınların  Kerbela  hareketindeki  katılimlarını  bir  kaç  eksende  beyan etmek  mümkündür.

1-İmam Huseyin mesajını  hedef ve  maksadını açıklamak ve  bu  konuda  insanları  aydınlatmak. Kadınlar  Kerbeladan  ta  Medineye  kadar  süren  esaret  yolculuğu boyunca Aşurada  olup  bitenleri anlatmak.  Bu  misyonu  genellikle  İmam  Huseyin’in  bacıları  Zeynab ve  Ummukulsum ile  kızleri  Fatima  ve Sükeyne  üstlenmişlerdi. Bu  husus,  kadınların Kerbeladaki  varlıklarının  en  önemli  cilvesini oluşturmaktadır. Çünkü  Kerbela  mesajını  varolan  şartlar ve  engeller  muvacehesinde  kapsamlı ve  dakik  bir  şekilde idrak etmek oldukça  zordu. Bu  önemli  misyonu  İmam  Huseyin (a.s)’ın  kervanında bulunan  kadınlar olodukça  güzel  bir şekilde  ifa ettiler.

2- Allah’ın ve  Ehl-i  Beytin  düşmanlarının sebep  oldukları  musibetler, azar ve  eziyetlerine ve  kötü  sözleri  ve   hakaretlerin  tahammul  direniş ve  kararlılık  göstermek. Bu kadınlar hem  Aşuradan önce. Hem de Aşura  günü ve  hem de Aşuradan sonraki esaret   günlerinde  çokca  çile  ve  acı  çekip sabır  ve  sebat  gösterdiler. Bunca  musibet ve  zorluklara ancak  ilahi  bir  niyyet ve   hedefle  insan  dayanıp  mukavemet edebilir.  Aksi  takdirde bütün  bunlara  göğüs  germek ve metanet  göstermek  mümkün  olamıyacaktı. Allah’ın  yardımı ve  lütfü  sayesinde  bunlar  bu kadar  direnebildiler.

  3-İslam  dini  zalimler  karşısında doğruyu  söylemeyi ve  hakkı  ifşa etmeyi  en büyük ve  önemli  bir  vazife  ve  sorumluluk  olarak  görmektedir. Bu mümin ve  fedakar kadınlar nümunei  imtisal olacak  bir  cesaret ve metanetle  bu  görevi  yerine  getirdiler. Örneğin  İmam Ali’nin kızı  Ummukulsum yetenekli  bir hatip ve  edip  idi  oldukça  beliğ ve fasih  konuşurdu. O esaret  süresi  boyunca  sürekli  olarak konuşmalarıyla yöneticilerin   zulüm ve   zorbalığını ifşa ediyordu. Esirler  kervanını  Kufeye  getirdiklerinde bu  saygıdeğer  kadın  kalalabalık  bir gruba  hitaben konuşma  yapıp Kufe  halkını  İmam  hazretlerine  karşı  tavır  ve  tutumları ve  gösterdiği  gevşeklik ve  kusurdan  dolayı sert  bir  dil ile  kınadı. Esirler  Kervanı Kufeye  vardığında  halk onları   seyretmek  için  toplanmıştı.  Bu durumu  gören  Ummukulsum  onların  üzerine  bağırarak  şöyle dedi: ‘’ Ey Kufe  halkı Peygamberin  harem ehli  olanlara  bu şekilde  bakmanızdan  dolayı  Allah ve  Peygamberinden utanmıyormusnuz:7

  Bu  direniş ve  ifşa  hareketinin  bir  diğer  örneğini  ise Peygamberin  Ehl-i  Beytine  yapılan saygısızlık ve  hicabın  savunması  konusunda  Hazreti   Zeynebin  söylemiş  olduklarıdır:

  Ey  Yezid! Esir olarak  bizleri  bu  şehirden  şu  şehire çekip  götürmekle bize  ihanet ve  kendine  ise  onur  kazandığını mı  zannediyorsun.?
 
Ey  peygamberin Mekke  fethinde  Talakını  verdiklerinin  çocuğu: Bu adaletmidir ki  kendi eşlerini ve  kızlarını perdeler arkasında  tutuyor  fakat  Peygamberin  kızlarının  elini  kolunu  bağlayıp. Saygısızlıkta  bulunuyor. yüzelrini  açıyor ve  düşmanların emri  altında  şehirden  şehire   dolaştırıyorsun. Öyleki  tüm  şehir. köy, kale ve  kasaba  halkı uzaktan ve  yakından onların yüzüne  bakıp  onları  temaşa  ediyor.’’8

4-İmam  Huseyine  yardımda  bulunmak   hakkı ve  İslamı zalimlere ve fasıklara  karşı  savunmak için İmamın askerlerin  teşvik  etmekte  bu  kadınların  yapmış olduğu bir  diğer  hizmettir.
Ehl-i  Beytin  hanımları, Zuheyr bin  Qin’in eşi  ile  Muslim  bin Usece’nin eşi ve  Khuli’nin eşi  Ümmü Vehb bu tür  savunmaları ve  direnişleri  sergileyen  kadınlardır. Tarihte şöyle  denilmektedir. Yezid’in  ordusunun  Kufe’nin  Nukheyle  bölgesinde  topladığını ve  hükumetin de  halkı  oraya  çağırdığını   gören Abdullah Kelbi kendisine  şöyle  dedi: Ben  kafirlerle  savaşta  çok  gayretli  idim, kuşkusuz  yezidilerle  cihadın  sevabı  kafirlerle   yapılan  cihadın  sevbından az değildir. Bunun için İmam Huseyine  yardıma  koşmaya karar aldı. Durumu  eşine  anlattı.  Eşi  dinledikten  sonra onu  takdir   ve teşvik edip  şöyle  dedi: Senin  bu  düşüncen  doğrudur. Sen hakikatı  yakalamışsın ve  senin  elinden tutup  sana  klavuzluk eden  Yüce  Allahtır. Öyle  ise  beni de  yanına  alarak  Huseyin (a.s)’ın yardımına  koş. İkisi de  Kerbelaya  koşup  orada  şehadet  şerbeti  içtiler.

5-Aşuradan  sonraki   zor ve meşşakketli  kriz  dönemini  idare etmek  çok  önemli  bir  vazife ve  sorumluluk  olarak  kendisini  gösteriyor: Hazreti  Zeynebin Esirler  kervanının  başı  olarak bu  zaman kesitinde  ifa etmiş  olduğu  rol  daha belirgin ve  dikkat çekicidir. O  hazret çok  zor  ve  hassas  bir durumla  karşı  karşıyadır. Bir  taraftan himayesi ve  sığınağı  olmayan  esirlere ve  bilhassa esir  çocuklara  bakmak ve  onları kollayıp  korumak  zorundayken. Diğer  yandan İslam  düşmanlarının  yapmış  oldukları  saygısızlık. Hakaret ve  ihanetlere  katlanmak ve  bazen de  cevap  vermek durumundadır. O bu  hassas  dönemi  çok güzel bir  şekilde  idare  etmeyi  başarmış  oldu. Hazreti  Zeyneb  ilahi ve  manevi destekle  bu esaret  dönemini insanların  uyanışı ve  hürriyet  çağrılarını  dillendirmeye  başladığı  bir  aşamaya  dönüştürmeyi  ve  böyelce  büyük bir  toplumsal  hareket ve değişim  oluşturmayı  başardı. Böylece  insanların çoğu  yaptıklarından  dolayı pişmanlık ve  nedamet duymaya  başladılar ve tevbekarlar  hareketinin temelleri atılmış  oldu.

6-Kadınlar  esaret  süresi  boyunca müslüman  bir kadına  yakışır  iffet. Vakar ve  metaneti en güzel  bir  şekilde  muhafaza ettiler ve  kendi  dini ve  ibadi vazifelerini  yerine  getirmekte  hiç bir  kusur  ve  gevşeklik  göstermediler.
Onlar  hem  ilmi ve  hem de  ameli  siretlerinde ( hal hareket ve  davranışlarında) İslam  şeriatına  uygun  bir  şekilde  hareket edip, Halkın  dikkatlerini  duygusal  olarak  ta  harekete  geçirip  Kufe  ve  Şam  halkını   duygusal olarak harekete geçirip. bu  hareketin  farklı  boyutlarını izah ederek bu hareketin  önemli ders ve  mesajlarını  anlatıp   halkı  aydınlatmaya kalkıştılar.

Bu ilahi   hareket  kervanının  başını  çeken Hazreti  Zeynab (a.s) hem  esaret  günlerinde ve  hem de  ondan sonraki  dönemde  Aşuranın mesajını  gelecek  nesillere   en güzel  bir şekilde   aktarmayı  başarabildi. Hazreti  Zeynab  ilahi  terbiye  görmüş  bir  kadın  olarak babasının hükumeti  döneminde  babasının  izniyle kufe  kadınlarına  Kur’an ve  tefsir  dersi  veriyordu. Kerbelada  hazır  bulunan bazı  kufeliler  belki de  hazreti  Zeynebin   derslerin  katılan   eşleri veya  diğer  yakınlarının  tahriki ve  teşvikiyle    İmamın  yardımına  koştular.

Zeynab  üstün bir  fesahet ve  belağet yeteneğine haiz idi. Öyleki halk onun  hutbesini  Kufede  işittiklerinde. Zeynebi  görmeyenler,  bu sözlerin  İmam  Ali’nin sözleri  olduğunu söylüyorlardı. O  vahyin   evinde   eğitimini görmüş olan  bir  alimeydi. O İslami  bir  düşünür  idi ve derin bilgi ve  öğretilerle o zamanın İslam  toplumunu  uyandırmayı başardı. O büyük  hadis ravilerindendir ve  ondan  hadis  rivayet edilmiştir.

İbadet, maneviyat, kulluk ve  Allaha  yakınlığında  O değerli  kadın  öylesine  yüksek  bir  makamda   bulunuyordu ki zamanın İmamı Seyyiduş Şuheda İmam Huseyin  hazretleri  kendisinden O’nun için  dua  etmesini  talep ediyor. İlahi  sorumluluk ve  vazife  bilinci ve duyarlılığı açısından  öyle  bir  aşamaya  varmıştı ki,  kendisine  Kerbelayı  nasıl  gördün?  diye sorulduğunda, cevaben  şöyle  dedi:  ‘’Güzellikten  başka  bir  şey  görmedim’’ Böyle  bir cevabı  ancak marifetin en yüksek aşamasında bulunan ve  Hakta  fani  olmuş ve  kullukta  ise keşif ve  muşahede mertebesinde ulaşmış  bir kimse  verebilir.

Bu büyük İslam hanımı  çocuk  terbiyesinde de çok büyük  başarılar elde etmişti. Aile içi  hususları  en güzel  bir  şekilde  idare ederek.  Çocukların  terbiye, tekamul ve  tealisi için  en güzel  ortamı ve  şartları  oluşturmaya  çaba  harcıyordu.

Hazreti  Zeyneb  babası için  Zeyneb (babanın süsü) Anne  için  munis,  kardeşler  için  bir  aşık ve gönül ehli, eşi Abdullah  bin Cafer için vefakar  bir  eş ve  çocukları için şefkat ve sevgi  küpüydü. O hedefi  olan bir  yolcuydu kendi anlam  yüklü  ilahi  yolculuğunu kendisini  Allah’a  adamış  olan bir kimse  olarak  tam  bir  sorumluluk ve  taahhud  ile   sona erdirdi. Ve  Kerbelanın  mesajını en güzel ve  kapsamlı  bir  şekilde  insanlığa  sunmuş oldu. Zeyneb olmasaydı  Kerbela  mesajı  belki de  insanlığa  ve   sonraki nesillere ulaşmıyacaktı.
1-Muhammed Bakır Meclisi,  Bihar-ul Envar c 68 s 389  hadis no 47
2-Ebul Kasım Payende. Nehc-ul Fesahe s 472 hadis 152
3-Mirza Huseyin Nuri, Muşterek-ul Vesaıl c 14 s 252 hadis 16627
4-Bihar c 16 s103 hadis 40
5-Mumtehine  12
6-İmam  Huseyin Hayatı, İmadza c 2, s 124
7-İmam Huseyin’in  maqteli s 400
8-İmam Huseyin’in Hayatı c 3, s 378